Image Hosted by ImageShack.us

...Boynumu Büktüm de Kapına Geldim...

23/3/2009 - Kalkın ve Aşık Olun!



’Ey yüreklerinde aşk derdi olmayanlar, kalkın ve âşık olun!’’ (Mevlana) 

Biliniz ki ayağa kalktığınız zaman, insanın insana zulmü son bulacak. Paranın ve makamın kirleri üzerinizden dökülecek. Uzaklardan, Gerçeğin kokusunu hissedeceksiniz. Yusuf’un kokusu gelecek burnunuza buram buram. Ve diliniz vuslat türküleri söyleyecek, ruhunuz vuslat günlerini arzulayacak.

Rabia’yı  meftun eyleyen neydi ki?

Neydi ki Yakub’un gözüne inen perdenin sırrı?

Ve İbrahim Edhem’e tâcı tahtı terk ettiren,

Ya Mevlana’yı Şems uğruna kavuran neydi?

Neydi Mevlana’nın Şeb-i Arus özlemi?

Âşığın dünyaya meyli, eyvallahı nicedir ki. Âşık ki sevgilinin huzuruna; boynunda kefen; ‘sen vur boynumu’  teslimiyeti içinde gelir.  Âşık için her ölüm kavuşmadır, yeter ki ölüm sevgilinin elinden olsun.

Leyla’yı sevenin kınanma korkusu mu olurmuş. Hiç rüsvay olmaktan korkar mı bir âşık.

 ‘’Ey yüreklerinde aşk derdi olmayanlar, kalkın ve âşık olun!’’

Biliniz ki ayağa kalktığınız zaman, içinizdeki hazineleriniz dökülüverecek her bir yanınızdan. Hazinelerinizin farkına varacaksınız.  Ve gönlünüze ve gözlerinize ve sözlerinize kötülük takılmayacak.

Kuşu Süleyman’a müptela kılan neydi ki?

Neydi ki bir damlacık göğsündeki iksir?

Ve Belkıs’a malı-mülkü terk ettiren neydi ki sonra?

Aşkın ışığı parladı mı gözbebeğinde, başka ışıkların feri mi kalır. Gözbebeği aşkı gördü mü, başka güzellik mi girer içine. Her yan gülistan olsa ve her kırmızı yakut, her mavi sedef, her yeşil yeşim olsa ne önemi var ki âşık için, Sevgili varken.

         ‘’Bir’’i sevenin gözüne ‘’Bir’’den özge yar mi girermiş. Hiç kalbinin kuvvetini dört bir yana dağıtır mı bir âşık?

‘’Ey yüreklerinde aşk derdi olmayanlar, kalkın ve âşık olun!’’

Biliniz ki ayağa kalktığınız zaman, âdemliğinizi hatırlayacaksınız hemencecik. Sınandığınızı ve sınanmakta olduğunuzu hatırlayacaksınız. Ve sonra hatırlanması gerekenlerin en güzelini hatırlayacaksınız. Aşkı da hatırlayacaksınız sonra.

Havva’yı Adem’e meftun eyleyen neydi ki?

Neydi ki yaşamayı değerli ve kutsal kılan?

Neydi Musa’yı Firavun’a meydan okutan?

Musa’nın (as) azarladığı çobanı gönülden söyleten neydi ki? Hani  Musa Aleyhisselam ıssız bir yoldan geçerken çoban Musa’dan habersiz sesleniyordu Rabbine: ‘’Ey benim güzel Allahım, bana yüzünü göster de sana iyilik edeyim. Sana koyunlarımdan süt sağıp ikram edeyim. Sonra yatırıp dizlerime bitlerini kırayım!’’

Ve çoban, Musa Aleyhisselam tarafından bir güzel azarlanmıştı. ‘’Ağzına pamuk tıka be adam, sen Allah’ı ne zannedersin ki?’’

Ve Musa Aleyhisselam Rabbi tarafından uyarılmıştı, hemencecik; ‘’Ya Musa biz kulumuzun gönlüne bakarız!’’ diye.   Çobanın gönlündeki neydi ki? Rabbimiz gönüllerdeki neye bakar ki?

O’nu sevenin dilinde kusur mu olurmuş. Hiç azarlanır mı sonra bir âşık.

 ‘’Ey yüreklerinde aşk derdi olmayanlar, kalkın ve âşık olun!’’

Biliniz ki ayağa kalktığınız zaman iyileşivereceksiniz. Dünyanın bütün tozlarını silkivereceksiniz üzerinizden. Bir kutsal su ile dupduru olacaksınız. Her bir dertten kurtulmanın adıdır aşk.

İbrahim’i ateşe müptela kılan neydi ki?

Neydi ki ateşin bağrındaki gülistanın sırrı?

Ve neydi Zeliha’nın Nemrut’a isyanının sebebi?

Her gönül bu sırrı duyup hissetmeseydi âlemde, ateşe ne lüzum kalırdı ki. Aşk sırrına eren âşığa ateşten ziyan gelmez. Âşığa firavun korkusu nicedir ki.

Âşık ki sevdiği uğruna elinde baltasıyla
şekle şemale meydan okuyandır.
Ve yüreklerdeki firavun saltanatına,
elindeki baltayı savurandır.
Ve gönlündeki putları bir bir kırandır.        
Âşık ki gönlünde En Sevgili’ye 
putsuz  bir saray kurandır.
O’nu sevenin ateş korkusu mu olurmuş. Hiç gönlünde putlarla yaşamayı kabul eder mi bir âşık.

‘’Ey yüreklerinde aşk derdi olmayanlar, kalkın ve âşık olun.’’

Biliniz ki ayağa kalktığınız zaman Sevgili’yi (s.a.s) göreceksiniz hemencecik. Bir nûr ile bütün dünyanız aydınlanacak. Bir gül ile gülistan olacak hayatınız.

Bülbülü güle müptela kılan neydi ki?

Neydi ki kuru ağacı inleten?

Neydi ki Veysel Karani’yi çöllere düşüren?

Ve Bedir’de ve Uhud’da kelle koltukta savaştıran neydi sahabeyi? 

Musab’ı bütün uzuvları kopuncaya kadar savaştıran neydi?

Hani Uhud’da o talihsiz günün talihsiz bir anında, yürekleri burkan bir ses duyulmuştu.

‘’Peygamber öldü!’’

Kolu kanadı kırılmıştı ashabın, bu haberi duyunca yürekleri yanar olmuştu alev alev. Ve Hazreti Enes (r.a) sahabeden bir kısmını, bitkin ve üzüntülü bir halde otururlarken buldu.

‘’Ne oldu neden oturuyorsunuz?’’ diye sordu.

‘’Peygamber öldü .’’ dedi ashab.

Ve kükredi Enes (r.a); ‘’O öldüyse yaşayıp da ne yapacaksınız? Öyleyse kalkın ve ölün.’’ buyurdu.

Ölmek; O Sevgili’ye kavuşmaktı o an. Ölmek sevmenin gerçek adıydı. Sonra; ‘’Kalkın ve aşkınıza kavuşundu.’’ bu sözün diğer anlamı.

O’nu sevenin ölüm korkusu mu olur? Hiç gülsüz yaşayabilir mi bir bülbül.

Ey yüreklerinde aşk derdi olanlar, kalkın ve âşık olun!Biliniz ki ayağa kalktığınız zaman gerçekleri göreceksiniz. Yani ki EN Sevgili’yi göreceksiniz.

 

Arifhan Akpınar / Haber 7

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/2/2009 - "Bir Senin Sesin Eyler Gamdan Âzâde Beni"

çiçekler
"Bir Senin Sesin Eyler Gamdan Âzâde Beni"

Bir senin sesin eyler gamdan âzâde beni
Selâmın ganî kılar şâhdan ziyâde beni

Bî-ümîd olsam da endîşe-i istikbâlle
Tebessümün kâfîdir dâim dilşâde beni

Elif bilmez câhil idim cemâlini görmeden
Arz-ı keremin yetti nâgâh irşâde beni

Gam yegâne âşinâmdır dilde hicrânın varken
Bir vuslatın gark ider hadsiz neşâte beni (Hulûsî)

(Beni hüznün ellerinden ancak senin sesin kurtarıyor.
Selâmın bir padişahtan daha zengin kılıyor fakiri.

İstikbal endişesiyle ümitsizliğe düştüğümde
Bir tebessümün yeterli oluyor mutlu olmam için.

Yüzünü görmeden önce hiçbir şey bilmiyormuşum ben,
Ey elif-kâmet, keremin bir anda aydınlatıverdi gönlümü.

Senden ayrıldığımda tek dostum hüzün oluyor.
Kısacık bir kavuşma, sonsuz bir sevinç demek benim için.)

Savursun kokunu rüzgâr içime içime, vursun dalga dalga özlemin her sahilime, ay yüzüne ayna tutsun, turnalar bir haber iliştirsin kanatlarına sana dâir, eski fotoğraflardan bakışını devşireyim, yazık bana, “Bir şeyi gerçekten istersen kâinât sana hizmetçi olur.” diyenler haklıysa eğer, yazık ki, ne yana dönsem sessizlik, ıssızlık… Özledim! Denize bakan uçurum kenarlarından haykırsam böyle, yüzüme çarpar öfkeyle sesim… Özledim! İçimde hiçbir şarkı, hiçbir şiir olmaksızın sabahtan akşama, akşamdan sabaha ruhuma ne zaman eğilsem, dipsiz bir kuyu gibi uğulduyor: Özledim! Bir sıfat, bir tasvir, bir benzetme bulamıyorum hâlime uygun; ne ırmağın denize duyduğu benimkine benziyor, ne günebakanın güneşe; ırmak denizden bir parça, günebakan güneşe nâzır… Ben senin bir parçan mıyım? Benim yüzüm sana dönük mü?
Bir köle boynuna astığı uzun bir sopanın ucuna astığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri delikmiş, sağlam olan kova her seferinde ırmaktan efendinin evine giden uzun yolu dolu olarak tamamlarmış da çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Sağlam kova, başarısından gurur duyarken zavallı delik kova, görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan utanç duyarmış. Bir gün delik kova, köleye seslenmiş:
“Kendimden utanıyorum…”
“Neden?” diye sormuş köle. Kova cevap vermiş:
“Çünkü ben delik bir kovayım, görevimi hiçbir zaman tam olarak yerine getiremedim, senin her seferinde daha fazla yorulmana sebep oldum.”
Köle demiş ki:
“Efendimin evine dönerken geçtiğimiz yola dikkat ettin mi; yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu, diğer kovanın tarafında ise hiç çiçek olmadığını farkettin mi? Yolun senin tarafına çiçek tohumları ekmiştim. Irmaktan her dönüşümde seninle onları sulamış oldum, bu güzel çiçekler efendimin evini süsledi, güzelleştirdi…”
Bu bana benziyor işte, delik bir kova. Ama benim geçtiğim yol kenarına çiçek tohumu ekecek biri var mı? Eksikliğimi kazanca dönüştürecek biri? Hadi bu yazdıklarım çiçekler açtırsın kimi gönüllerde! Hadi adını bilmediğim dervişler ağlasınlar geceleri okuyup yazdıklarımı, hatırlayıp… Gün ortasında, tam da bir telaş içindeyken ansızın bir cümlem gönlüne düşsün de gözleri dolsun birinin, birinin içi titresin seni hatırlayıp, biri çıkıp içinin bozkırlarına, savursun özlemin yelelerini, koştursun gönlünü gönlüne doğru… Bir damla ağu gibi bozsun ağzımızın tadını özlemin, sensizliğe alıştıran lezzetler olmaz olsun!
Yok yok, böyle değil hislerim, hiçbir şey sensizliğe alıştıramaz, öyle yoksun, öyle sensizim ki!..
…….
İçimin şenlikleri dindi. Göçmen kuşlar sürüler hâlinde uçuyorlardı göğümde, hepsi bir bir yere indi. Bakakaldım boşluğa...
Bir dağ gibi duruyorum karşında. Suskun ve kaba, hantal. Seslenirsen varım ben, seslenmezsen yokum. Seslenirsen bütün varlığımla koşuyorum sana, sen oluyorum, sesinin yankısı oluyorum, yankı oluyorum sesine, sende fânî oluyorum, sen ne dersen o oluyorum. Susarsan yokum, susunca dağ gibi kalıyorum karşında…
Nedir bu? Sesini duyduğuma şükretmeliymişim, öyle diyor bir yanım. Bir yanım yangın yeri oysa:
Bu, ayrılığın kanıtı. Upuzun özlemler, derin ayrılıkların mahsûlü. Ayrı olmasaydık özlemezdim. Derviş ayrı olamaz ki, şeyhinden; âşık sevdiğinden, kul Rabb'inden… Ayrı olmasaydık özlemezdim, özledim!.. Bu yüzdendi, bunun utancıydı karşında kalakalışımın nedeni. Konuşuyordun benimle, buna ihtiyacı vardı varlığımın, demek yaban düşecek kadar olmuştu kopuşum.
“Konuşmak yabancılıktandır, âşinâlar susar.” demişti biri. Benimle konuştun.
“Çok özledim!” dedim. Düşmek istedim sesinin bir noktasına, bir harfe gizlenip kalmak istedim, “Bana bir harflik yer bağışla lisânında, beni bu gurbet elde bir başıma bırakma!” diyemedim. Varsın cân harâb olsun, hayat turâb olsundu, sen olsaydın, senden bir parça olsaydım.
…….
“Kaç zaman oldu yüzünü görmeyeli, sesini duymayalı?
Hani, içimin sokaklarında gölgen yok, kalbimin aynasında yüzün?
Nûrundan mahrûm oldu gündüzüm, gecem saçlarından yoksun artık… Özledim…
Savursun kokunu rüzgâr içime içime: Özledim!
Vursun dalga dalga özlemin her sâhilime: Özledim!
Ay yüzüne ayna tutsun: Özledim!
Turnalar bir haber iliştirsin kanatlarına sana dair: Özledim!
Eski fotoğraflardan bakışını devşireyim: Özledim!
Yazık bana, “Bir şeyi gerçekten istersen kâinât sana hizmetçi olur.” diyenler haklıysa eğer, yazık ki, ne yana dönsem sessizlik, ıssızlık… Özledim!
Denize bakan uçurum kenarlarından haykırsam böyle, yüzüme çarpar öfkeyle sesim… Özledim!
İçimde hiç bir şarkı, hiç bir şiir olmaksızın sabahtan akşama, akşamdan sabaha rûhuma ne zaman eğilsem, dipsiz bir kuyu gibi uğulduyor: Özledim!
Bir sıfat, bir tasvir, bir benzetme bulamıyorum hâlime uygun; ne ırmağın denize duyduğu, ne günebakanın güneşe benimkine benziyor; ırmak denizden bir parça, günebakan güneşe nâzır… Ben senin bir parçan mıyım? Benim yüzüm sana dönük mü?” demiştim, feryâdıma ses verdi sürmeli gözleriyle bir ceylân.
“Ben aynaları camdan bilirdim, tenden olanları da varmış” demişti vuslatın ardından âşık, ben de böyle diyorum, uzun bir özlemin ardından sesini duymuşken; evet, aynaların tenden olanları da var. Kendimi gördüm sesinde. Yorgun, üzgün, hasta sesinde. Söylenecek şeyler belliydi oysa, ne kadar uzayabilirdi bir evlat tebrîki, herkesin kendine âid programı vardı ve bana ayrılan vakit bu kadardı işte! Kendimi gördüm sende. Esmerdi alnım… Güzel, iyi, kâmil, “diri”, sâlih ve mü'min düşseydi aksi varlığımın, varlığının tertemiz aynasına… Ses ver varlığıma, varlığına gubâr olmayayım:
Bağışla beni… 

Ayşenur Vural-Şebnem Dergisi

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/2/2009 - Kapındayım..



tt.JPG

ey sineği kanadıyla uçuran
ey kulları Sırat'ından geçiren
sevenlerin zikrindeki görünmez
bilgelerin fikrindeki görünmez
ey gülümü bana özgü yaratan
dallarını baharıyla donatan
ırmağa yaklaştım; akarak gitti
servi gözüyaşlı bakarak gitti
gece, tenha koydu beni dünyaya
kanlı çığlığımı duyurdum aya
acıdı halime gökte her yıldız
sabah, saçlarımı okşadı yalnız
güneş bile derman olmadı bana
son bir ümid ile yöneldim sana
boynumu kırdım da kapına geldim
garipler otağı yapına geldim
nerde gülüm, hayal hücresinde mi
mor salkımlı evin bahçesinde mi
ülkemde en güzel hakandır gülüm
beni bu ateşte yakandır gülüm
kanımın rengini taşır yüzünde
götür beni O'na, koyma güzünde
ey ayrının hasretini bitiren
ey yolcuyu sılasına yetiren
Ulu Tanrı, Ulu Sahip, Ulu Rab
Yardım eyle; ruhum harab; ten harab

 

Nurullah Genç

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ümit kapısında bir ömür sürebilmek..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

maneviyat
tevhidmucadelesi
resulevuslat
sanageleyim
mukaddime
gulkokulum
rahmetyagmuru
ummahindostlari
islamakurban